Kendileri yurt dışında, dilleri yurt içinde. Yazan Nihat Kemal Ateş. 2012

Nihat Kemal Ateş

Kendileri Yurt Dışında
Dilleri Yurt İçinde
(Şairler dizini-Brüksel )
Yazan: Nihat Kemal Ateş (Brüksel)

Ali Şerik

Küçük yaşlarda gurbetin acı tadını yüreğinde hisseden, yaşamın imbiğinde damıta damıta bal devşiren derviş. Hollanda’da kendi köklerini yani Anadolu’yu anlatan, Türkiye’de ise o ağacın dallarını, Hollanda’yı aktaran rafine bir insan, bir şair.
Hollanda ve Türkiye’de gel-gitleri yaşarken sevinci ve kederi yanıbaşında taşıyıp duyumsayan.Bütün toplumsal oluşumların hangi tarihsel koşullarda olgunlaştığını merak eden, araştıran, sorgulayan, çözüm üretmeye çalışan bir halk bilgesi… “Nereye gidecek dünya biz sustukça” diyebilen…
Toplumsal mutluluğu, bireysel mutluluktan önde tutan, paylaşımcı. Bir toplum, mutlu olabiliyorsa, gülmek o zaman yakışır bize diyebilen halk adamı; Ali Şerik. Tarihi öne çıkaran, ön planda tutan, kendinden söz etmeyi sevmeyen…Yanlışlıklardan dersler çıkaran kendini bileyen. Umudunu insandan yana kullanan;”Hiçbir sığınak kalmadı insandan başka” diyebilme erdeminde olan şair.
Heybesinde; çiçekler, kuşlar, sokaklar, evini ve dostlarını hiç öykünmeden taşıyabilen bir yürek işçisi…Yurtsuzluğu yurt edinebilen bir dünya insanı…

Yorgun Sular

Kuşların ve çiçeklerin adlarını teker teker unutturan
Artık kesik bacağı taşıyan bir vücut gibi büyüyor
Kent ve hasta kalbim
Dolaşmak istiyor ağustos ortasında bozkırda savrulan kuru ot gibi
Betona,taşa, asfalta, hapis ediyorum duygularımın yeşilliğini
Kurtulmak sanki mümkün değil, bu gelişen cilt yarasından
Büyüyen bir dünyada küçülen sevgime
Kına yakıyorum, zehirliyorum her akşam vakti
Gözlerime damlayan zamanaşımını
Cep telefonlarıyla ziyaret ediyorum
Hastaların ziyaretçi bekliyen acılarını
Adlarını ayıklayamıyorum patikaların
Vazgeçiyorum koşmaktan, uzaklaşan dostlukları
Kuru bir gül gibi asıyorum güneşin altına
Her sabah unutulmak üzere olan
Yaşanmamış bir gün intihar eder etimde
Kuşların gri kanatlarının altında
Çiçekler kırmızı rengini yitirir öfkemin karamsarlığında
Çoğalan yalnızlığım, tespih ipini koparır kardeşliğin
Unutmak için meydanlarda haykıran sessizliği
Hayvanat bahçesindeki hayvanları salarım
Kentin içine, ölümlerinden kaçsınlar diye, benden önce
Günlerdir yürüyorum hiçbir yere varmamak için
Uçuruma yuvarlanan bir yolcu aracın sürücüsüyüm sanki
Acılar içinde bakıyorum damarımdan damlayana
Orman yangınının ilk kıvılcımlarını sarmış
Arkadaşlığın külleşen duygularını şu an
Söylenecek hiçbir anlamlı sözcük yok
Olmaz da zaten, artık hep kendim için konuşuyorum
Yakılacak hesaplarım var, duvak duvak tutuşturmak istiyorum
Elbisemin içinde unutulan bedenimin zaman
Duygularım sanki dağdan yuvarlanan koca bir kaya
Aşındırıyor kemiklerimi. Köle olduğumu
Düşünmeye çalışıyorum, emeğinden ve böbreğinden başka
Pazarlayacak hiçbirşeyi olmayan
Fakat emeğin rengini unuttum, kokususnu da, tadını da
İçimdeki işçiliğin tasasını da, öfkesini de
Göle, yüzme blmeyen biri gibi atıyorum kendimi
Yatağın üstüne, bitkinim.Boğulurum diye bir irkilme
Yorganın altında nefes almak için çırpınmaktayım
Avucumun içinde pelte gibi gökyüzü
Vücudumu sıtmalara bırakan, katılaşan, yoğunlaşan
Geri dönmek için kırar grevlerdeki halay zincirini
Gün hasret, kanadını açan kuşların kente yapacağı

Geef een reactie

Het e-mailadres wordt niet gepubliceerd. Vereiste velden zijn gemarkeerd met *